Horoz Helal Mi? Kayseri’nin Sessiz Sokaklarında Bir Düşünce
Geçen hafta Kayseri’nin küçük sokaklarında yürürken kafamda dolanan bir soru vardı: “Horoz helal mi?” Bu, kulağa basit bir soru gibi geliyor olabilir, ama benim için öyle değildi. İçimde bir merak, bir sorgulama vardı. Sabahın erken saatlerinde, sokak lambalarının hâlâ titrek ışıkları altında yürürken, hem hayatı hem de kendi kararlarımı düşündüm.
Eski Mahallenin Sokakları
Mahallemizin o dar ve taşlı sokaklarında yürümek, her zaman bana çocukluğumu hatırlatır. Babamın bana horoz aldığını hatırlıyorum; küçük, canlı bir şeydi. Tüyleri altın sarısı, gagası minik ve sertti. Babam bana “Bak oğlum, horoz beslemek sabır ister” derdi. O zamanlar bunun ne kadar derin bir anlam taşıdığını anlamamıştım. Ama şimdi, 25 yaşında, kendi evimde kendi kararlarımı verirken o günleri hatırlamak farklı bir his yaratıyor: hem nostaljik hem de hüzünlü.
O sabah, horozu düşünüp kendime sordum: Helal mi gerçekten? Yani beslemek, etini yemek ya da sadece izlemek… Küçük bir canlı, benim keyfim için hayatının bir kısmını veriyor. Bu düşünce içimi burktu. İnsan olarak, kendi nefsimi tatmin etmek için başka bir canlının yaşamına müdahale etmek ne kadar doğru?
Pazar Yerindeki Karşılaşma
Bir süre sonra kendimi Kayseri’nin ünlü pazarı olan Talas’a doğru yürürken buldum. Küçük tezgâhlarda taze sebzeler, baharatlar ve tabii ki canlı tavuklar vardı. Bir tezgâhın yanında durdum, önünde minik bir horoz duruyordu. Kanatlarını hafifçe çırpıyor, tüyleri güneşte parlıyordu. O an göz göze geldik sanki; bana baktığını hissettim ve bir anda içimde bir kırılma oldu.
“Horoz helal mi?” sorusu o an, kulağıma bir çığlık gibi çarptı. Satıcı bana yaklaştı ve güldü: “Bunlar sağlıklı, doğal besleniyor, helal tabii.” Ama içimdeki hisler başka bir şey söylüyordu. Onun masum bakışlarıyla, insanın kendi keyfi için başkasının hayatına son vermesi arasındaki çizgiyi düşündüm. O an hayal kırıklığı ve suçluluk karışımı bir duygu sardı beni.
Yalnız Bir Kafede Düşünceler
Pazardan çıktım ve yakınlardaki küçük bir kafeye oturdum. Kahvemi yudumlarken, defterimi açtım ve duygularımı yazmaya başladım. “Horoz helal mi?” sorusu sürekli aklımda dönüp duruyordu. Her yazdığım satır, içimdeki karışıklığı biraz olsun hafifletiyordu.
O gün anladım ki, mesele sadece yemek ya da beslemek değil. Mesele, canlıya verdiğimiz değerde, sorumlulukta ve vicdanımızda saklı. Belki bazı insanlar için basit bir karar, bir öğle yemeği kadar sıradan olabilir. Ama benim için her can, her horoz, kendi içinde bir dünyadır ve ona saygı göstermek gerekir.
Gecenin Sessizliği ve Umut
Akşam oldu, Kayseri’nin ışıkları yavaş yavaş yanarken, evime döndüm. Pencereden bakarken, mahalledeki horoz sesleri duyuldu. Birden içimde bir umut belirdi. Belki de doğru olan, sadece sorgulamak, düşünmek ve kararlarımızı vicdanımızla vermekti. Belki helal ya da haram meselesi, sadece bir etik pusula gibiydi.
O gece defterime son satırı yazarken, gözlerim doldu: “Her horoz, her canlı kendi hikâyesini yaşar. Benim görevim, onları anlamak ve saygı duymak.” O andan itibaren horozları farklı bir gözle gördüm. Sadece bir canlı değil, hayatın kendisiyle yüzleşmemi sağlayan küçük bir öğretmendi onlar.
Kapanış Düşünceleri
“Horoz helal mi?” sorusu basit bir kelime oyunu gibi görünebilir, ama benim için duygusal bir yolculuktu. Kayseri sokaklarında yürürken, pazarda bakıştığım o horoz, kafedeki yalnız düşüncelerim, ve gecenin sessizliğinde hissettiğim umut; hepsi bir araya gelerek bana yaşamın sorumluluklarını hatırlattı.
Bazen küçük sorular, en derin cevapları bulmamızı sağlar. Ve bazen cevaplar, bizim onları hissetmemizle, yaşadıklarımızla ortaya çıkar. Bugün, horozlara ve tüm canlılara karşı daha hassas olduğumu fark ettim. Belki de önemli olan tam da bu: her soruya kalpten yaklaşmak ve kendi duygularımıza kulak vermek.