Kalemden Önce Yazı Yazmak İçin Ne Kullanılıyormuş? Geçmişin Sessiz İzlerine Yolculuk
Pusulaajans ailesi merhaba! Bu içeriğimizde “Kalemden önce yazı yazmak için ne kullanılıyormuş” konusunu tüm detaylarıyla inceliyoruz.
Kayseri’de yaşadığım eski bir kış akşamını hâlâ unutamıyorum. O gün odamın penceresinden dışarı bakarken kar tanelerinin yavaş yavaş yere düşüşünü izliyordum. Her zamanki gibi elimde günlük defterim vardı. Ben 25 yaşındayım ve yıllardır yaşadığım her şeyi, bazen en küçük ayrıntısına kadar yazıyorum. Çünkü bazı anların sadece hafızada kalmaya yetmediğine inanıyorum. Bir cümle, bir duygu, hatta bir korku bile yıllar sonra insanın karşısına çıkıp “Ben hâlâ buradayım” diyebiliyor.
O akşam günlüğüme bir şeyler yazmak için kalemimi elime aldım. Fakat bir anda durdum. Elimdeki kaleme baktım ve garip bir merak hissettim. İçimden şu soru geçti:
“İnsanlar kalem yokken duygularını nasıl anlatıyordu? İlk insanlar neyle yazı yazıyordu?”
Bu soru o kadar ilgimi çekti ki o gece günlük sayfamı kendi hayatımdan değil, geçmişte yaşayan insanların bıraktığı izlerden bahsederek doldurmaya başladım. Aslında farkında olmadan büyük bir yolculuğa çıkmıştım. Kalemden önce yazı yazmak için kullanılan araçların hikâyesi, benim için sadece tarih bilgisi olmaktan çıkmıştı. O insanların da benim gibi anlatmak, hatırlamak ve iz bırakmak istediğini hissettim.
Kalemden Önce İnsanlar Yazı Yazmak İçin Neler Kullanıyordu?
Bugün elimizde kolayca tuttuğumuz bir kalem, bana bazen dünyanın en sıradan eşyası gibi geliyor. Oysa kalemin olmadığı dönemlerde insanlar düşüncelerini aktarmak için büyük bir çaba harcıyordu. Yazmak onlar için sadece birkaç kelime bırakmak değildi. Yazmak, var olduklarını kanıtlamaktı.
Kalemden önce yazı yazmak için birçok farklı malzeme kullanıldı. İnsanlar yaşadıkları döneme, bulundukları bölgeye ve sahip oldukları imkânlara göre farklı yöntemler geliştirdi.
İlk dönemlerde en çok kullanılan araçlardan biri taştı. İnsanlar sert taşların üzerine başka taşlarla veya keskin araçlarla şekiller çiziyordu. Bu çizimler bazen bir av sahnesini, bazen günlük yaşamı, bazen de inançlarını anlatıyordu.
O dönemde bir insanın bir taşın üzerine küçük bir şekil bırakması bana çok etkileyici geliyor. Çünkü o kişi belki de yazdığı şeyin binlerce yıl sonra birileri tarafından okunacağını hiç bilmiyordu. Belki sadece kendi dünyasını anlatmak istemişti. Belki yalnızdı ve içindeki düşünceleri dışarı çıkarmaya çalışıyordu.
Bu düşünce beni çok duygulandırıyor.
Mağara Duvarlarından Kil Tabletlere Uzanan Hikâye
Bir gün Kayseri’deki eski kitapçılardan birinde dolaşırken tarihle ilgili bir kitap gözüme çarptı. Kitabı elime aldığımda aklıma yine aynı soru geldi: “İnsanlar kalem yokken nasıl yazıyordu?”
Kitabın sayfalarını karıştırırken kil tabletlerle ilgili bölümü okudum. Özellikle Mezopotamya’da insanlar yazı yazmak için kil tabletlerden yararlanıyordu. Henüz kâğıt yoktu, modern kalemler yoktu. Bunun yerine yumuşak kil üzerine sivri uçlu araçlarla işaretler bırakıyorlardı.
Bunu düşününce çok etkilendim.
Bugün bir cümleyi yanlış yazdığımızda hemen silip yeniden yazabiliyoruz. Fakat o insanlar için yazmak çok daha sabır isteyen bir işti. Her işaret dikkatle oluşturulmalıydı. Her kelime büyük bir emek taşıyordu.
Kendi günlüğüme baktım. Bazen bir kelimeyi beğenmediğim için üzerini çiziyorum, bazen bir cümleyi defalarca değiştiriyorum. O an kendimi biraz mahcup hissettim. Çünkü geçmişte yaşayan insanlar, ellerindeki sınırlı imkânlara rağmen düşüncelerini korumak için inanılmaz bir mücadele vermişti.
Papirüs, Fırçalar ve Eski Dünyanın Yazı Araçları
Kalemden önce yazı yazmak için kullanılan başka önemli malzemelerden biri de papirüstü. Eski Mısır’da insanlar papirüs adı verilen bitkiden hazırlanan yüzeylere yazılar yazıyordu. Yazmak için ise bugünkü kalemlere benzeyen araçlar değil, özel olarak hazırlanmış kamışlar ve fırçalar kullanılıyordu.
Bunu öğrendiğimde içimde büyük bir heyecan oluştu. Çünkü yazının sadece bir araç değil, aynı zamanda insanlığın hafızası olduğunu fark ettim.
Düşünsene…
Yüzlerce, binlerce yıl önce biri oturuyor. Elinde basit bir yazı aracı var. Belki ailesinden bahsediyor, belki yaşadığı bir olayı anlatıyor, belki de önemli bir bilgiyi gelecek nesillere bırakmaya çalışıyor.
Aslında benim yaptığım günlük yazma alışkanlığıyla arasında büyük bir fark yoktu. Ben de her gece kendi küçük dünyamı anlatıyorum. O insanlar da kendi dünyalarını anlatıyordu.
Bu farkındalık bana umut verdi.
Bazen hayatın çok hızlı ilerlediğini düşünüyorum. Her şey değişiyor, insanlar unutuluyor, günler birbirini takip ediyor. Fakat yazı, bütün bu değişimin içinde kalıcı bir iz bırakıyor.
Bir Eski Defter ve Benim İçimdeki Duygular
O kış akşamı kendi günlüğümün arasına küçük bir not bıraktım. Şöyle yazdım:
“Benden binlerce yıl önce yaşayan insanlar da benim gibi bir şeyler anlatmak istedi. Onlar taşlara ve kil tabletlere yazdı, ben kâğıda yazıyorum. Ama his aynı.”
Bu cümleyi yazarken gerçekten garip bir duygu yaşadım. Hem hüzünlendim hem de mutlu oldum.
Hüzünlendim çünkü geçmişte yaşayan insanların hayatlarını, hayallerini ve korkularını tam olarak bilemiyoruz. Onlardan geriye sadece küçük izler kaldı. Birkaç sembol, birkaç kelime, birkaç çizim…
Ama aynı zamanda mutlu oldum. Çünkü insanın anlatma isteğinin hiç değişmediğini gördüm.
Bazen kendimi çok sıradan hissediyorum. Kayseri’de yaşayan, günlük hayatın içinde koşturan genç biriyim. Sabah kalkıyorum, işlerimi yapıyorum, akşam odamda günümü düşünüyorum. Fakat yazının geçmişine baktığımda kendimi büyük bir hikâyenin küçük bir parçası gibi hissediyorum.
Bu his bana güç veriyor.
Yazının Değeri Kalemden Değil, İçindeki Duygudan Gelir
Bugün güzel bir kaleme sahip olmak, kaliteli defterler kullanmak elbette insanı mutlu ediyor. Ben de yeni bir defter aldığımda çocuk gibi seviniyorum. Sayfalarının boş olması bana yeni başlangıçlar hissi veriyor.
Ama geçmişe baktığımda anlıyorum ki asıl önemli olan kullanılan araç değil.
Taşa kazınan bir işaret de, kil tablete bırakılan bir iz de, papirüse yazılan bir cümle de aynı amacı taşıyordu: Bir insanın içindeki düşünceyi başka bir insana ulaştırmak.
Kalemden önce insanlar yazı yazmak için taş, kemik, kil tablet, papirüs ve kamış gibi araçlar kullandı. Her biri insanlığın hafızasında önemli bir yer bıraktı.
Bunu öğrendiğim gece kalemime eskisinden farklı bakmaya başladım. Artık onu sadece yazı yazdığım bir araç olarak görmüyorum. Onu, binlerce yıl önce başlayan büyük bir hikâyenin devamı gibi hissediyorum.
Geçmişten Bugüne Uzanan Yazma Sevgisi
Sitemizden Önerilen: Kalça muayenesi için hangi bölüme gidilir ?
Ertesi sabah günlüğümü açtığımda önceki gece yazdığım satırları tekrar okudum. İçimde sakin ama güçlü bir duygu vardı.
İnsan değişiyor, şehirler değişiyor, hayat değişiyor. Fakat anlatma isteğimiz değişmiyor.
Bir zamanlar insanlar mağara duvarlarına çizdi. Sonra taşlara, kil tabletlere, papirüslere yazdı. Bugün ise bizler defterlere, kitaplara ve farklı yüzeylere düşüncelerimizi bırakıyoruz.
Belki bundan binlerce yıl sonra birileri benim yazdığım birkaç satırı bulmayacak. Belki günlüklerim sadece benim rafımda kalacak. Ama bunun artık benim için önemi yok.
Çünkü yazarken kendimi daha iyi anlıyorum.
Kalemden önce kullanılan araçların hikâyesi bana şunu öğretti: İnsan, sahip olduğu araçlarla değil; anlatmak istediği duygularla iz bırakır.
Ve bazen küçücük bir cümle bile, yıllar boyunca yaşayan en değerli hatıra olabilir.